Kirli Sakal’a Hoşgeldiniz
ÜYE OL ÜYE GİRİŞİ

Dany Brillant - İstanbul HAFTANIN ETKİNLİĞİ
Farklı illerden farklı mekanlar bulabilir ve o mekanlar hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.

Cem Kurtoğlu'nun yeni dizisi MEM Ü ZİN 27 Şubat'ta TRT 6'da

Kürt edebiyatının önemli isimlerinden Ahmed Hani’nin ünlü eseri “Mem û Zîn” dizi oldu. “Siya Mem û Zîn”

adlı dizi, 27 Şubat’tan itibaren TRT 6’da ekrana gelecek.Kürtçe yayın yapan TRT 6’nın ilk drama dizisi “Mem

û Zîn”in çekimleri Malatya’nın Arapgir beldesinde devam ediyor. Yapımcılığını Aytekin Mert’in,

yönetmenliğini ise Yusuf Güney’in üstlendiği dizinin kadrosunda Türk oyuncular da var. Ahmet Hani’nin

kaleme aldığı “Mem û Zîn”de öykü, 1450 yılında Cizre Azizan Hükümdarlığı döneminde geçiyor. Eserde,

Emir Zeynuddin Bey’in kız kardeşi Zin ve divan katibinin oğlu Mem arasındaki aşk hikâyesi konu ediliyor. Zin

ve Mem, Cizre Beyi’nin özel kalem memuru Bekir yüzünden bir türlü kavuşamıyor. Öyküyü günümüze

taşıyan dizide ağa rolünü Cem Kurtoğlu, Mem’i Bilal Yörük, Zin’i ise Yaprak Durmaz canlandırıyor.
         
YAZARAK ÖĞRENDİM    

Daha önce birçok tarihi filmde izleyici karşısına çıkan Cem Kurtoğlu, Kürtçe konuşmakta zorlandığını

söylüyor: “Kürtçe çok zor bir dil. Konuşmakta zorlandığımı söyleyebilirim ama sahne öncesi sözlerimi önce

kağıda yazıyorum, böylelikle ezberime almış oluyorum. Suflör bana söylediği anda onu tekrarlamam çok

daha kolay oluyor.”

ZİLAN’IN YERİNE YAPRAK 

Daha ilk bölümde ekipten ayrılan Zilan Odabaşı’nın yerine diziye ‘Zin’ rolüyle dahil olan Yaprak Durmaz da

“Bu projede olduğum için çok mutluyum. Kürtçe zor bir dil, fakat ekip sayesinde bu zorluğu kolayca aştık.

Sanırım bu setten Kürtçe öğrenmiş olarak ayrılacağım” diyor. Zilan Odabaşı diziden kovulduğu haberleriyle

gündeme gelmiş, genç oyuncu “Rolüm yokken beni eksi 19 derecede saatlerce beklettiler. Ben de

sözleşmemi alıp gittim” diyerek kendini savunmuştu.
 
Kürtçe zorluyor

Yapımcı Aytekin Mert, dizinin dublajlı olarak ekrana geleceğini açıkladı: “Biz yine de dudak hareketleri ile

dublajın birbirini tutması için oyuncuların repliklerini Kürtçe söylemelerini tercih ettik.”

Cizre hükümdarlarından Emir Abdal (Abdullah) oğlu Emir Zeynuddin zamanında hicri 854, miladi 1450/1451 yılında olay meydana gelmiştir. Mem u Zin gerçek hayat hikayesini Hakkarili Şeyh Ahmed-i Hani manzum bir şekilde kaleme almıştır. Ölümlerinden 240 yıl sonra Cizre'ye gelmiş ve eserini 1690 yılında yazmıştır.

 

Kötülüğü, ikiyüzlülüğü, koğuculuğu, fitne ve fesatçılığı, dalkavukluğu Bekir'de toplamıştır. Doğruluğu, iyiliği, suçsuzluğu, zayıflığı ve çaresizliği de Memo ve Zin'in şahıslarında toplamıştır. Zamanın yaşantısını, sosyal durumunu ve kültürünü büyük bir ustalıkla islemiştir.

Eser Türkçe, Farsça, Arapça, Fransızca ve Rusçaya tercüme edilmiştir.

Bu gerçek hikaye Anadolu'da ve özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da halk arasında çok tanınmıştır.

Okumamış kimseler dahi, bazı bölümlerini ezbere kaside seklinde okumaktadırlar. Ayrıca yerli ve yabancı

turistler tarafından türbeleri devamlı ziyaret edilmektedir. Ancak bu güne kadar türbeleri restore edilmemiş

ve bakılmamıştır. Kültür Bakanlığı, Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu Başkanlığı tarafından Mir Abdal

Camii korunma ve tescile alınmış olduğundan, bu caminin bir bölümünü teskil eden Mem u Zin kismi da

böylece korunmaya alınmaktadır. Cizre Beyi, Ebdal oğlu Mir Zeynuddin'in ZIN ve SITI adlarında çok güzel

iki bacısı vardı. Zin beyaz tenli ve Bey'in canciğeri gibiydi, Siti ise, esmerimsi ve bir selvi gibiydi. Tacdin,

Bey'in Divan Vezirinin oğluydu. Tacdin’in babası İskender’in iki oğlu daha vardı. Bunlara Arif ve Çeko

denirdi. Tacdin'in kardeşleri Çeko ve Arif tıpkı şahinler gibi kuşları kapıp kaçıracak şekilde kurnazdılar.

Hikâyenin ana kahramanı Memo ise, Memialan lakabıyla şöhret bulmuş olup, Divan kâtibinin oğlu ve

Tacdin'in kardeşi ve ahiret dostuydu. O zamanlar baharın müjdecisi olan Mart ayında eğlence ve bayram

günleri tertip edilirdi. Senenin bu gününde Cizre halkı çoluk-çocuk kira çıkar, süslenen gençler birbirlerini

Islama uygun bir şekilde görür, beğenir ve böylece es bulurlardı. İhtiyarlar ve çocuklar uzun kış günlerini

unutmak için bu bayram eğlencelerine katılırlardı. Bey, kir eğlencelerine izin verince, herkes giyinip gitti.

Memo ile Tacdin kendilerine kızlar gibi sus verip kıyafet değiştirerek çarsıya çıktılar.

Çarsıda gezip çalkalanan insanları seyrederlerken, bir anda iki erkek kıyafetli insan gördüler. Onları görür

görmez, ikisi de yere düşüp bayıldılar. Siti ile Zin bu bayan kıyafetli iki erkeği iyice süzerek, onlar sezmeden

her ikisi kendi yüzüklerini onların parmaklarına geçirip oradan yabancıların gelmesi ile onları terk edip

ayrıldılar. Bir iki saat sonra Memo ile Tacdin ayrıldıklarında herkesin evine gitmiş olduklarını ve kendilerinin

bezgin ve sersem olduklarını gördüler. "Acaba nerede hastalandık biz. Hangi savaşta yaralandık biz" diye

birbirlerine bu baslarına gelen olayı anlatırlarken; Tacdin, "Kardeşim, elinde bir mücevher var ki; kendisi bir

çıra, Yakutu ateş koru, karanlık gecede yakılan bir meşale gibi parlıyor ve üzerinde de ZIN adi kazılmış"

dedi. Memo'nun parmağındaki yüzüğü görmek için Tacdin elini uzatınca, Memo da onun parmağında

bulunan paha biçilmez ve üzerinde maharetle SITI yazılmış bir elmas yüzük gördü. İkisi de hemen

kendilerine bu yüzük sahipleri olan Siti ile Zin'in ne yapmış olduklarını derhal anladılar.

Bayram eğlencelerinde bu iki genç kızın da onlar gibi kıyafet değiştirdiklerini anladılar. Bir sihirbaz ve cadı

görünümünde olan Hey zebun adli dadılar Siti ve Zin'i böyle solgun yüzlü, renklerinin değiştiğini görünce,

onların hallerini öğrenmek amacıyla: "Niçin böyle duruyorsunuz?" dedi. Siti ile Zin başlarına gelen olayı

gizlice dadıya anlattılar. Onların yüzüklerini de dadılarına gösterdiler. Dadı, hemen yüzükleri alıp, zamanın

falcısına giderek falcıdan her iki erkeğin adlarını ortaya çıkarttı. Daha sonra bir hekim kılığına girerek,

hastaları şifaya kavuşturmak amacıyla Cizre'nin sokaklarına daldı. Koynuna birkaç kitap, neşter, sise, kese,

bazı ilaçlar almıştı. Mahalleleri gezerken, onu gören gençler arkadaşları ve komsuları olan hasta Tacdin ve

Memo'ya götürdüler. Yabancı bir doktor kadın kılığında olan Hey zebun: "Bizi lütfen yalnız bırakınız" dedi.

Orada bulunan akrabaları ve diğer gençler odayı boşalttılar. Hey zebun Tacdin ve Memi'ye her iki kızın da

sizin gibi aşık olduklarını söyleyerek, güzel bir dille durumlarını onlara anlattı ve değişen yüzükleri bir daha

geri istedi. Tacdin inanmaları amacıyla yüzüğünü geri gönderdiyse de, Memo yüzüğünü vermeyerek:

"Bununla yaşıyorum ben" dedi. Memo ve Tacdin kadar aşık olan ve inleyen her iki kız, dadıları Hey zebun’u

sabırsızlıkla bekliyorlardı. Dadı dönüşte Siti ve Zin'e durumlarını anlatınca askları daha fazla alevlenmiş

oldu. Aşkları had safhasına ulasan Memo ile Tacdin, kalkıp arkadaşlarına giderek, baslarına gelen macera

ve halleri onlara anlattılar. Bunu duyan arkadaşları önce Tacdin için olmak üzere bazı büyük Cizre alimleri,

adliyecileri ve beylerden birer grup alarak, zamanın Cizre Bey'i Mir Zeynuddin'in huzuruna donur olarak

çıktılar. Böylece Siti'yi Tacdin'e istiyorlardı. Bey de: "Layık gördüğünüz üstündür, vekil kimse gelip otursun"

dedi. Tacdin'in vekili olan kardeşi Çeko, Bey'in eteğini öperek, kabullendi. Bunun üzerine hepsi Bey'e

teşekkür ederek, davullar, rubablar, çalgılar çalınarak düğün şerbeti içilmeye başlandı. Sonra Bey, altın ve

gümüş tabaklar içinde bir gök tabakası kadar geniş ve zengin bir sofra çekti. Davul, zurna, ud, keman,

tambur, çeng, santur ile neyler çalındı. Memo ve Tacdin giyinmiş olarak Mir Zeynuddin'in elini öperek

eğlence meclisine katıldılar. Böylece Tacdin ve Siti için yedi gün yedi gece düğün yapıldı. Gerdeğe

girdiklerinde, gerçek dost ve arkadaşı olan Memo, Cizre yöresinin bir adeti olmak üzere dış kapıda onları

silahıyla bekledi. Soyca Botanli olmayıp, aslen simdi İran’da bir koy olan Merguverli Bekir adında fitneci,

dedikoducu, fesat aldatıcı, ikiyüzlü olan bir adam vardı. Bu Bekir hem Bey'in kapıcısı (Dergehvan), hem de

kahvecisi idi. Halk bunu Beko olarak da çağırırdı. Bu adamın kötülüklerini bilen Tacdin, Bey'e kaç sefer bu

adamın bu kapıya layık olmadığını ve kapıcılıktan alınmasını söylerdi. Ancak Bey: "Değirmenimiz onunla

donuyor. Kopekler de kapıcıdırlar" derdi. Huylarında daima şeytanlık gizli olan Bekir, Bey'i sinire getirmek

için bir gün söyle dedi: "Beyim, Siti'yi siz çok telef verdiniz. Kayser, Kisra, Fağfur isteseydi böyle çabuk

ermezdiniz" dedi. Bey söyle cevap verdi: “Ey bedbaht, Tacdin ve Memo’yu onlara deGisir miyim? Savaş

olduğunda bize ikiyiz esir getiriyorlar" Bununla da Bey'e tesir edemeyen dedikoducu Bekir, artik başka

şeyler tasarlayarak ağız değiştirdi. "Efendim, Tacdin kendi tarafından Zin'i Memo'ya vermiş" Bey: "Neden

bana sormadı acaba. Benden kalmamış mı korkusu?" Bekir: "Bilmiyor musunuz Beyim, orası öyledir. Yiğittir,

gençtir, beyzadedir" Bey: "Gönlümde gerçekten Zin'i Memo ile şereflendirip vermek vardı. Artik atalarım

Hz.Halid-in ruhlarına and içerim ki; Zin'i kari olarak Memo'ya vermeyeceğim. Başından bezmiş olan varsa,

iste Zin, istesin bakalım" dedi. Cizre Kalesi ile Dicle Nehri arasında kalan yerde büyük bir bahçe bulunurdu

ki; bu bahçede turlu turlu ağaçlar, evcil ve yabani hayvanlar bulunur ve beslenirdi. Bu bahçeye Bey bahçesi

olmak üzere (Rezimiran) denilirdi. O kadar ağaçlar, güller çeşit çeşit bitkiler sıktı ki, insanlar içinde birbirlerini

görmezlerdi. Bir gün Bey ve Cizre halkının tamamı kira ve av avlamaya giderler. Memo o gün bir yere

ayrılmaz, Zin ise, hükümdar olan ağabeyi Mir Zeynuddin'in bahçesine gider. Çoktandır Zin'i takip eden

Memo, Zin'in bahçeye girdiğini görünce, gizliden kendisi de bahçeye dalar. Kabahatli olan Zin, Memo'yu

görünce birden yıkılıverir yere. Memo bu sırada onu görmez gul ve reyhanları seyrederek söyle der: "Ey gul;

Gerçi sen de nazeninsin, Sen nerde, Zin'in yüzünün rengi nerde? Ey gul; Gerçi senin güzel kokun var,

Reyhan senin için kara yüzlü olmuş. Fakat siz yarimin zülfüne benzemezsiniz. İkiniz de arsız ve hazversiniz.

Ey bülbül; Gerçi sen de ask adamısın, Kırmızı gul mumunun pervanesisin. Benim Zin'im senin kırmız

gülenden daha sendir. Benim bahtım da senin talihinden daha karadır. Ey sonucu iyi olan bülbül! Asil bülbül

benim. Boşuna kendini niçin kotu adli yapıyorsun. İlkbaharda gul bahçeleri Bir değil, yüz binlerce gul verirler.

Benzerleri çok olan yerler Huri ve melek bile olsalar Sebep olmaz onlar hiçbir yerde Çünkü bulunurlar her

yerde Bir tane olsa, essiz ve emsalsiz olsa O da Zin gibi ve Ankara gibi perde arkasında olsa Aşık o zaman

neyle teselli bulur? Sabretmeden, ölmeden, çaresi nedir onun?" Durumdan habersiz olarak Memo böyle

söylenirken, iki yüz kişinin nedimeliğini yaptığı Zin'i görür ve dayanamayıp yere yuvarlanır. Zin'in ayakları

önüne yığılır, kalır. Yere düşünce, Memo'nun ayakları Zin'e değdiğinden, Zin ayılır. Yanında Memo'yu

görünce acep hayal midir? Gerçek mi? Rüya mı görüyorum, yoksa hakikat mi? diye telaşa düşer. Zin,

Memo'nun ellerini avucuna alırken, Memo onun zülüflerinin kokusundan ayılır. Önce el işaretleri ile sonra

dilleri çözülünce konuşurlar. Üzerlerinden geçen kazaları yeniden binlerce sünnetle eda ederler. Bey, avdan

döndüğünde, davul-zurnalarla karşılanır. Yakaladıkları ceylanları, kurtları, tilkileri bahçeye salmalarını

emreder. Bahçe kapısının kilitli olmadığını gören Bey, şüphelenir ve girer. Bakar ki, biri abaya sarılıp

oturmuş bahçeye. Benden habersiz kimdir bu zamanda bahçeme gireni öğrenmek için biraz yaklaşır ve

Memo'yu görür. Memo söyle der: "Beyim, biliyorsunuz ben hastayım. Sizin ava gittiğinizi duyunca benim de

canim sıkıldı. Sonra kendimi burada buldum" der. Bey: "Bari bahçede bir şeyler avladın mı" Memo: "Ben bu

bahçede bir ceylan buldum. Zülüfleri siyah, kokusu güzel, sen geldiğin için gizlendi. Sen gelmezden o

açıktaydı" Tacdin bu sözleri işitince, yanında abasının altında Zin'in gizlendiğini anladı. Bey'e Memo'nun

hasta ve saralı olduğunu söyleyip, oradan meclise gidip divan kurarlar. Tacdin Bey'i aldatıp meclise

götürdükten sonra, Memo'ya gelip: "Kardeşim ne haldir" diye sorar. O da abasının altından Zin'in saç

örgülerini gösterir. Tacdin bu durumu görünce hemen eve koşar. Karisi Siti'ye Kur'an-i Kerim ve altın

beşikteki Çocuğu alıp çıkmasını söyler. Memo ile Zin zor durumda olduklarını karısına anlatır. Tacdin bu

sırada evini ateşe verdi. Feryadını yükseltti. Kabileler, aşiretler ve herkes yangın söndürmeye koşarlarken,

Bey ve hizmetçiler de saray ve bahçeyi boşaltarak yangına doğru gittiler. Böylece Memo ile Zin'in kurtuluşu

ve gerçek dostluk için Tacdin evini feda etti. Emsali görülmemiş bir dostluk örneğidir. Zin ve Memo'nun

aşkından haberdar olan Bekir hemen Bey'e ulaşarak olup bitenleri anlatır. Bey de, bunu öğrenmek için bir

hal çaresi aramasını emreder. Bekir der ki: "Beyim kendisiyle satranç oynayın. Satranca davette eğer beni

yenersen istediğini alırım. Diye söylersiniz. Böylece esas amaç belli olur" Gizlice Memo'yu bahçeye çağırtır.

Meşrubatlar ve meyveler hazırlanır, yiyilir, içilir. Bir ara bey Memo'ya: "Bu gün bizim seninle savaşımız

vardır: Kalk da karşıma geç Şüphesiz seninle savaşacak olan benim Ey alnı açık seninle şartımız: Sen ne

istersen, bizim için de gönül dileği" der. Bu sınavın sonucunun kotu olacağını düşünen Bey'in çok güzel ve

Yiğit olan oğlu GIRGIN bunları duyunca hemen Tacdin'e koşup haber verir. Tacdin de Çeko ve Arif'i yanına

alarak gelir. Beraber uç el satranç oynadıklarında, Memo çok müthiş bir satranç oyuncusu olduğundan Emir

Zeynuddin'i uç el yener. Bunu gören şeytan ruhlu Bekir, Beye yerlerini değiştirmelerini söyler. Yerlerini

değiştirdiklerinde Memo'nun yüzü Zin'in oturduğu pencereye geldiğinden, aşkı dolayısıyla satrancı unutur.

Memo, Fil ve Feres'i bedava elinden çıkartıp, böylece altı el yenilir. Bey de, tam böyle yenilmiş, sevgilisi

karsısında oturup sasırmış Memo'ya sevgilisinin kim olduğunu ve mutlaka getireceğini söyler. Beko önceden

tedbirli olduğundan, hemen lafı yapıştırır. Sevgilisinin dudağı benekli ve dövmeli bir kapkara Arap kızı

olduğunu söyler. Bunları duyan Memo kızar ve şuurunu kaybederek: "Asla, Bekir'in söylediği gibi değil,

padişah kızı saraylı olup, temiz soylu ve ismi de Zin dir" der. Bey bunu duyunca hemen hizmetçilere

öldürmelerini söyler. Fakat orada hazır olar Tacdin, Çeko ve kardeşleri hemen bağırıp, hizmetçileri

durdurarak söyle derler: Sizler Memo'yu tutuklayıncaya kadar, Sizlerden üç yüz kişi yaralanacaktır. Ve

bizleri de siz parçalamadıkça Memo'ya bir şey yapamazsınız. Ancak, elimiz Bey'in önünde bağlıdır. İste

boğaz, iste el, ayak ve iste Zincir" derler. Bey bu sefer, Memo'nun ellerini bağlattırıp zindan'a gönderir.

Memo bir sene kadar zindanda kalır. Daha sonra Tacdin ve kardeşleri Bey'e değerli bir ihtiyar gönderip,

Memo'yu serbest bırakmasını söyler. Bekir buna da mani olarak, Bey'in altına girerek söyle der: "Efendim

bunlardan kurtulmak istersen Memo'ya ya bir zehir vermelisin veyahut Zin'i zindana göndermelisiniz yanına.

Zaten o hakiki aşıktır onu görünce ölecektir." Emir Zeynuddin dini duyguları için onu zehirlemek istemez.

Ancak bu planını gerçekleştirmek için hiç gitmediği kardeşi Zin'in odasına geceleyin gider. Zin Bey'i görünce

Beylere yakışacak şekilde edeple oturur. Bu güne kadar Memo hadisesini Zin'in yüzüne vurmayan Bey, artik

olayı anlatmaya baslar. Zin utancından ve üzüntüsünden yüzüstü bayılıp yere yığılır. Ağzından ve

burnundan kanlar akar. Bu durumu gören Bey büyük bir üzüntüye dalar. Geç vakitlere kadar bacısının bas

ucunda ağlar. Ev halkı saatlerce geciken Cizre Beyi'nin durumunu öğrenmek amacıyla, merakla kapıya

gelirler. Bakarlar ki; Zin yerde baygın ve kanlar içinde, Bey'de başucunda ağlamaktadır. Yoksa oldurdunuz

mu? Diye sorarlar. İste tam bu sırada dışarıdan bir gizli ses duyulur. "Memo oldu" Bu sesi baygın olan Zin

işitir işitmez kalkar ve oturup, ağabeyi olan Bey'e birçok keramet nevinden cümleler kullanır. Mem ile Zin'in

asklarının maddi bir ask olayı olmadığını, bu aşkın manevi bir ask olduğunu öğrenen Emir Zeynuddin,

Bekir'le beraber kurmuş olduğu plandan vazgeçer. Zin'e de artik seni Memo'ya verdiğimi, düğününüzü bu

günlerde yapacağını ve bu güne kadar çektirdiği acılar için özür dileyerek, Allah tan affını diler. Zin,

ağabeysisinin bu gerçek düşüncesini öğrenir öğrenmez, hemen süslenerek Bey'den Memo'yu görme izni

ister. Zin yanına dadısı ve kız kardeşi Siti ile yüz nedimeyi alarak zindana doğru gider. Kapıda Memo'yu tarif

ederek, onunla görüşeceklerini söyler. İçerideki mahpuslar birlikte şöyle anlatırlar: "Memo düne kadar

aramızdaydı. Yalnız dun aksam pencereden vücudu üzerine bir yeşil, bir sari ışık topluluğunun geldiğini

gördükten sonra, konuşmaz olmuş." Bunu duyan Zin, yanindakilerini bırakarak zindanın içine iner. Ayağıyla

Memo'yu dürterek. Biraz konuşturur. Memo söyle der: "Sen beni görmek için değil, tatlı canimi almak için

gelmişsin" Zin: "Hadi kalk zincirlerini çözüp, Bey'in huzuruna çıkalım, iznimizi verdi." Memo: "Olumu olan

bey, bey değildir. Biz beylerbeyinin huzuruna çıktık" diyerek olur Olum haberi saraya ve şehre yayılınca

Tacdin koşup gelir ve Bekir'i karşısında bulur. Bekir'e söyle seslenir: "Ey maksatları meneden, Memo olur de

sen hayatta yeryüzünde mi gezeceksin" der ve kılıcını çekerek leşini yere serer. Halk Bekir'in öldürülmesini

Bey'e ulaştırarak, Tacdin’in üzüntüsünden aklini kaçırabileceğini ve başka kazaların elinden çıkabileceğini

söyler. Tacdin zincirlenir. Bu acıklı ask olayına tümüyle üzülen Cizre halkı, Memo'nun ölümüyle bir yasa

bürünmüşlerdi. Hatunlar, perdeliler, örtülüler, fesliler, peçeliler ve herkes matem için karalar giydiler. Hatta

daha öncesi siyah çarşaf yokken, o günden itibaren çarşafları siyah giyme adeti ortaya çıkarıldı. Bu sırada,

Memo'nun yıkanması ve kefelenmesi bitmiş, saraydan çıkarılmaktadır. Tacdin üstten bakıp Memo'nun

tabutunu tüm şehrin eli üzerinde görünce, hıncından zincirleri kırıp, koşarak ölüye doğru gider. Oluyu

taşıyanları iteleyerek, cenazeyi başına bırakır. Bu sırada Zin üzüntüsünden cenaze ile mezara gitmektedir.

Bey Tacdin'in öfkesinin yatışıp yerine sabrın geldiğine kanaat getirdiği için, bir sey demez. Memo'yu

Abdaliye Medresesi'ne götürüp gömme hazırlıkları yaptıkları bir sırada, iki oduna bağlı bir olunun birkaç

insan tarafından taşınıp oraya doğru getirildiği görülür. Bunu gören Emir Zeynuddin sinirlenerek: "Bu mezar

Müslümanların mezarıdır. O kopeği aramıza almayın" der. İlahi aska varan Zin, ağabeyinin yanına giderek:

"Bey'im, Memo'nun bulunduğu şehitlikten Bekir'i sakin mahrum etme. Bizi o kopek korudu. Bizi kıyamete

kadar kapı eşiğinde o koruyacaktır." der. Bekir lehinde güzel cümleler kullanır. Böylece Bekir'i bir köseye

gömerler. Zin eve dönmeyerek devamlı mezar başında ağlar ve şöyle der: "Ey vücudumun ve canimin

mülkümün sahibi Ben bahçeyim, sen de bahçıvan Senin bahçen sahipsizdir Sen olmazsan onlar neye yarar

Kaslar, gözler, zülüfler neyedir Zülfümü tel tel çekeyim Sonra yârim sen beni belki değişik görürsün En iyisi

hepsi yerinde kalsın Hakka emanetim teslim edeyim" diyerek yapıştığı mezar taşında canini verir. Bey,

Zin'in naşını gömülü olan Memo'nun mezarını açtırarak Zin'i sarktığı sırada şöyle seslenir: "Memo! Al sana

yar" der. Mezardan Memo'nun cesedinden uç defa ses gelir. O ses: "Merhaba" diye yükselir. Gerçek asktan

ilahi aska varan MEMO ve ZIN’ e Allah rahmet eylesin.

 


Yorumlar

YORUM YAP
Yorum Icon



Köşe Yazarlarımız Akıllı Erkek Yazının Kimden Geldiğini Bilir.
Elçin & Gamze Yalçın ÇAKIR Hatice ÖZBAY Kahraman EROĞLU Funda ERKOÇ Murat Parasayar Begüm GİRGİN Güven Gürel Neslihan YAVUZCAN Hasan Sarak Ceyda Seçkin Tamer Kurter Yeşim Koçer Acer Öztan Sönmez





YENİ ÜYELER
KİRLİSAKAL ÜYE ARA




Tüm Hakları Saklıdır © 2011 İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz

Mail : info@kirlisakal.com

Yazılım & Teknik Destek: Korkut Tahaoğlu